BM: Medyaya yönelik saldırılar sona ermeli

5 dk okuma süresi
Attacks on media workers must end, UN urges - news.un.org

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, her yıl 3 Mayıs’ta kutlanan Dünya Basın Özgürlüğü Günü öncesinde yaptığı açıklamada, medya çalışanlarına yönelik artan tehditleri eleştirdi.

Tehlikeli bir meslek

Türk, dünya genelinde “korkunç vahşetleri belgeleyen, yolsuzlukları ortaya çıkaran ve işletmeleri sorgulayan” cesur muhabir ve fotoğrafçılara saygılarını sundu. Ancak gazeteciliğin giderek güvensiz ve tehlikeli bir meslek haline geldiğini, medya çalışanlarının arabalarında bombalandığını, ofislerinden kaçırıldığını, hapislerde susturulduğunu ve işlerinden çıkarıldığını belirtti.

Ocak’tan bu yana en az 14 gazetecinin öldürüldüğünü, son yirmi yıldaki cinayetlerin yaklaşık onda birinde tam sorumluluk tespit edildiğini ve silahlı çatışma bölgelerinde haber yapmanın en yüksek riski taşıdığını ifade etti.

Gezze: ‘Ölü tuzağı’

“İsrail’in Gzeze’deki savaşı medya için bir ölü tuzağına dönüştü. Ofisimiz Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 300 gazetecinin öldürülünü doğruladı, çok daha fazlası yaralandı” diyen Türk, “2026 yılında Lübnan, medya çalışanları için en ölümcül ülke” uyarısında bulundu.

Savaş bölgelerinde haber yapmanın çoğunlukla yerel muhabirlere kaldığını, Sudan’da karşılaştığı gazetecilerin “temel işlerini sürdürmeye çalışırken aşırı şiddet, vahşet ve hatta kıtlık ile karşı karşıya kaldığını” kaydetti.

Savaşın ‘ilk kayıpları’

BM Genel Sekreteri António Guterres de Dünya Basın Özgürlüğü Günü mesajında, “son yıllarda savaş bölgelerinde kasıtlı hedeflenen gazetecilerin sayısında keskin bir artış yaşandığını” doğruladı.

Gerçeğin savaşta ilk kayıp olduğunu söyleyen popüler bir söz olsa da, “sırf savaşta değil, iktidarın hesap sormaktan korktuğu her yerde, gerceği bildirmek için her şeyi göze alan gazeteciler çoğu zaman ilk kayıplar oluyor” uyarısında bulunan Guterres, basın özgürlüğünün ekonomik baskılar, yeni teknolojiler ve aktif manipülasyon nedeniyle benzeri görülmemiş bir baskı altında olduğunu söyledi.

Güvenli yer yok

Türk, iktidara gerçeği söyleyenlerin hiçbir ülkesinin gerçekten güvenli olmadığını vurguladı. Meksika’daki ziyaretinde yolsuzluk, çevre zararı veya organize suç haberlerinin gazetecileri, kaynaklarını ve hatta ailelerini büyük risklere maruz bıraktığını dile getirdi.

Medya çalışanlarının artan bölgesel baskı ve gözetlenmenin birincil hedefleri haline geldiğine dair derin endişesini ifade eden Türk, yurt dışındaki İranlı gazetecilere yönelik saldırıları bu duruma örnek gösterdi.</h

Çevrimişi taciz ve zorbalık

Aynı zamanda, iftira, dezenformasyon, siber suç ve terörizm yasalarının güçlileri korumak için giderek daha fazla kullanıldığını, pahalı davaların gazetecileri yıldırmak ve susturmak için kullanıldığını belirtti.

Dünya genelinde yaklaşık 330 medya çalışanının, yaklaşık 500 vatandaş gazeteci ve insan hakları blog yazarıyla birlikte gözaltında tutulduğunu kaydeden Türk, çevrimişi taciz ve zorbalığın orantısız biçimde kadın gazetecileri etkilediğine dikkat çekti. Kadın gazetecilerin dörtte üçünün karalama kampanyaları ve cinsel şiddet tehditleri gibi tacizlere maruz kaldığını aktardı.

Bu tür saldırıların “medyanın güvenli bir şekilde faaliyet göstermek için gerçekleri gizlemesine ve bilimi inkâr etmesine zorlandığı, dezenformasyon toplumunun yaratılma riski taşıdığını” söyledi.

Basını susturma

Basını susturma çabalarının “endişe verici derecede yaratıcı” hale geldiğini, erişimi kısıtlaman, internet kesintileri ve haber karartmalarının kullanıldığını belirten Türk, bazı durumlarda siyasi, kurumsal ve medya gücünün “demokrasiye zarar veren ve toplumları kutuplaştıran kutsal ittifakının” varlığına işaret etti.

Ekonomik baskı rekor seviyelere ulaşıyor. Ülkelerin yaklaşık üçte birinde kesintiler ve medya yoğunlaşması yerel haber kaynaklarını kapatmaya zorluyor.

İnançla yola devam

Bu zorluklara rağmen gazetecilerin en koşullarda bile haber yapmaya devam ettiğini, “hastane yataklarından ve tekerlekli sandalyelerden” gerçeğin savaşmaya değer olduğuna inandıklarını aktaran Türk, ülkeleri “baskıyı sonlandırmaya, keyfi kısıtlamaları kaldırmaya, istismar edici yasaları iptal etmeye ve hukuki çerçeveleri uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu hale getirmeye” çağırdı.

Hükümetlerden medya çalışanlarına yönelik saldırıları önlemelerini, gözetlenmelerini korumalarını — yurt dışında çalışırken dahil —, ihlalleri soruşturmalarını ve sorumluluk sağlamalarını talep eden Türk, teknoloji şirketlerini çevrimişi taciz ve dezenformasyonla anlamlı mücadeleye çağırdı. Medya kurumlarında bağımsızlık, şeffaflık ve dürüstlüğün korunmasının önemini de vurguladı.

Bu Haberi Paylaşın
Bir inceleme bırakın